iki masa



Yasama sevincimin ne olursa olsun hep benim yanimda kalacagini hissediyordum, derinlerde bir yerde saklanacagini kar yagdiginda, gün batiminda ay isigi altinda yeniden yeniden cikip gelecegini düsünüyordum… Uzun bir süre de böyle oldugunu söyleyebilirim. Onca yasadiklarimdan sonra yine de beni terketmemisti. En zor zamanlarimda bir kus civiltisi, dallarda ziplayan bir sincap, yeni cicek acmis bir agac ve basli basina ilik bir bahar günü beni gülümsetmeyi, icimi huzurla doldurmayi basarabiliyordu. Bu yüzden sikica tutunmaya calisiyordum ona. Olabildigince, elimden geldigince cok derinlerde de olsa ona nefes aldiriyordum. Bu cocuklugumdan beri böyleydi sanirim. Kendi kendimi eglendirmeye calisirdim. Bir odam yoktu zaman zaman degisen yataklarda uyur yerleri siklikla degisen kücücük derme catma masalarda ders calisir kendi kendime okur, konusur ve yazardim. Kendime ufacik bir ev yaratmaya calisirdim hic kimsenin sigamadigi ve bazisinin az mutlu, cogunun da cok mutsuz oldugu kalabalik ve görece kücük evimizde. Iki alan hatirliyorum; biri ilkokul orta okul dönemlerinde. Iki ablam ile odayi ve benden kücük erkek kardesimle de yatagi paylasiyordum. Bir ranza ve acilir kapanir bir yatak vardi odada. Biz o acilir kapanir yatakta yatardik, ortasi bir hayli cöküktü yatagin ama biz zaten cok ciliz oldugumuzdan pek agirlik yapmiyorduk yataga dolayisiyla yatilabilir durumdaydi. Bir de bir duvarin tamamini kaplayan uzerinde valizlerin sikistirildigi bir dolap vardi odada. Sans eseri acikta kalan bir alana bir masa koymustuk. Babamin yaptigi derme catma bir masaydi. Üzerine bir örtü, bir kalemlik ve bir lambali radyo koymustum. Kalemlik sanirim bir arkadasimin hediyesiydi, eskiden birbirlerimize dogum gunlerimizde ya biblo yada böyle kalemlikler alirdik. Uzun zaman benimle kaldigini hatirliyorum. Lambali radyoya isildak derdik, ben radyosunu pek acmazdim, zaten kendi kendime hayatim boyunca pek müzik acmamisimdir, hep etrafta bir sekilde calindigindan olsa gerek.. Masada oturur, o isildagin lambasini yakar bir seyler karalar, kendi kendime yazar ve konusurdum. Konustugumu hatirliyorum fakat nelerden bahsederdim bilemiyorum. Evimiz nadiren sessiz olurdu ama o anlarda bir sessizlik oldugunu animsiyorum, muhtemelen evde kimsenin olmadigi herkesin iste oldugu, bizim de okuldan geldigimiz zamanlarda yapiyordum bunu. Iki ablam iki abim kardesim annem ve babam. Büyük ve cok cok nadiren mutlu bir aile. Hepimizin ayni anda mutlu hissettigi bir an oldugunu hic sanmiyorum, anlik kisa bir gülme ani olsa dahi eminim arka planda mutsuz fikirler dolasiyordu herhangi birinin hatirinda. Hani olur ya bir an cok mutlu hissedersiniz ve sonra icinizden bir seyler yükselir ve daha önce yasadiginiz birkac sacma, kötü aniyi sürüverir beyninize. Mutluluk dogmus olabilir ama bu anilar onun yasatilmasina ve sürdürülmesine pek imkan vermez. Masa kullanmayi akil etmezden yada hic koyacak bir yer veya bir masaya sahip olmadan önce salondaki orta sehpada ders calismaya cabalardim. Her aksam misafirle dolup tasan bir evde bu cok zordu. Babam yalniz oturamazdi, illa hergun bir yada birkac aile olurdu evde, yaz kis farketmeksizin. Sikayet ettigimi hatirliyorum ama beni kim dinleyecekti ki.. Dördünün okutulmadigi alti cocuktan biri okusa ne olur okumasa ne olurdu. O karanlik odada masaya oturur, isildagi yakar, kabuguma cekilirdim. Günlük tutardim ve hatta kendimce bir alfabe olusturmustum, yillar sonra o alfabenin slavlarin kullandigi kiril alfabesine ne kadar benzedigini farkedince bir hayli sasirmistim. Okudugum bir kitap hakkinda konusuyor, okulda olan bir olayi anlatiyordum kendi kendime sanirim. Ya da belki evde olanlara isyan ediyor hepsi haksizlik diye sessizce bagiriyordum. Kimse duymuyordu… Herkesin kendi derdi vardi. Kardesim ve ben beraber okula gidiyorduk, o benden bir yas kücüktü. Beraber gidip gelelim diye ben sinif degistirmek zorunda kalmistim dördüncü sinifta. Okuldan geldikten sonra dolapta birseyler kalmissa isitiyor yoksa birseyler pisiriyorduk, yumurta ve makarna yapmayi biliyorduk, baska seyler pisirdigimiz de oluyordu sanirim. Evi toparliyor, cayi demliyor, sobayi yakiyorduk. Dayanisma bizi yakinlastiriyordu.. Kimin yasi birbirine yakinsa onlar bir zaman en iyi arkadas oluyorlardi kardesler arasinda. Ben ve kardesim, kücük ablam ve kücük abim yakin arkadaslardi cocuklugunda, büyük ablamla büyük abimse hic cocuk olmamislardi bu yüzden iyi arkadas olmuslar miydi bilmiyorum. Biz uzun uzun hayaller kuruyorduk, bazisi cok büyük, bazisi cok kücük hayaller. Mesela uzun zaman evde olabilecek her yeri arastirip bize buraya oda yapabilirler diye hayal kurar, hayalimizde odayi insa ve dekor ederdik. Cünkü evin dis alani kullanilabilir ic alanindan daha büyüktü. Bahce, teras ve eve inilen merdivenin alti oda yapilabilecek alanlardi bizim gözümüzde. Bizimle ayni tarz evde oturan bircok insan yapiyordu da aslinda. Yazin terasta yasiyorduk diyebiliriz gerci, orada oturuyor, yemek yiyor ve yatiyorduk. Evin ici inanilmaz sicak oluyordu. Sonuc olarak bize hicbir zaman oda yapmadilar. Ama zaman geciyordu. Ben ortaokula basladigim yil iki ablam evi terkedip istanbula tasindilar. Muzisyendiler, calismak istiyorlardi ve ayni zamanda da evden kurtulmak. Birden evden iki kisi eksilmisti. Ama iki yatak yeri acilmamisti, zaten iki abimin hic yatagi olmamisti cünkü. Ayni zamanda mi olmustu emin degilim ama annemlerle bizim yattigimiz oda yer degistirilmisti, biz artik camli odada yatacaktik. Odada iki yatak bir gömme dolap ve yine derme catma bir masa vardi. Ama bu oda cok soguk oluyordu, sobanin oldugu oda sanki cok uzaklarda kalmisti. Dolayisiyla bu odada ders calistigimi hatirlasam da yalniz kendi kendime konustugum bir zamani hatirlamiyorum. Ama yazmaya devam ediyordum. Yazarken okuldan, arkadaslardan bahsediyor ancak evde olanlardan bahsetmiyordum. Sanirim yazili olmasi bana kalici olacakmis gibi hissettiriyordu ki ben tamamen kaybolmasini, bitmesini ve bir daha hic hatirlamamayi diliyordum. Öyle olmadi tabiki uzun süre daha devam etti...  

Kommentare

Beliebte Posts aus diesem Blog

neden önce Van Life?

van life'a giris 101